Şimdi, her şeyi dışarıda bırak ve o hayalini kurduğun mahzenin kapısını aç ve içeri gir. İçerde hiçbir insan hiçbir canlı ve hiçbir hayat belirtisi olmasın... Zihnini de boşalt...Yaşanmış olayları ve yaşanması muhtemel hayallerini de dışarıda bırak... Bırak kendini karanlığa... Hayata dair ne varsa dışarı at ve lütfen yasladığın duvara hiçbir el değmemiş olsun... Peki şimdi burada rahat mısın? Sanırım içeri girdiğin anda kendini biraz rahat hissettin değil mi? Acı ve ızdıraplarının sebebi olarak gördüğün bütün uyaranları dışarıda bırak ve hiçbir ses hiçbir insan hiç bir şeyin kapıdan içeri girmesine izin verme. Çünkü sen yalnızlığı seviyor ve yalnız kalmak istiyorsun. Sonra başını duvara yasla ve öylece bekle. Yalnızlığı yavaş yavaş solu ve neler hissettiğini anlamaya çalış... Sonra zihnini boşalt... Hatıraları bir bir at yere. Yaşanmış acı ve kötü olayları insan seslerini, sevdiklerini ya da sevmedikelirini, canlıları dünyayı eşyayı ve hayatla başlayan yolcuğunda sana eşlik eden canlı cansız bütün varlıkları lütfen kapıdan dışarı at sonra kapıyı kilitle... Şimdi ne hissettiğini anlamaya çalış... Bu şekilde ne kadar kalabilirsin? Ne kadar kaldırabilirsin bu hayatı? Ya da yaşamın ne anlamı kalır senin için? Büyük bir boşluktasın değil mi? Sonra yalnızlığın aslında hiç de sana göre olmadığını anlıyorsun. Sadece iyi şeylerin değil acıların dahi bir anlamı olduğunu hissediyor ve boğulmakta olduğun karanlıktan çıkmak için çaba gösteriyorsun. Bu hayatın fıtratına ne kadar uzak olduğunu bütün benliğinde hissediyor ve çıkacak bir yol arıyorsun. Acı yok, neşe yok, insan yok, gürültü yok, olgular yok, kavgalar yok, başarı yok, sevdiklerin yok sevmediklerin yok, iş yok meşgale, gelecek yok geçmiş yok... Böyle bir hayatın çekilmeyeceğini sende kabul ediyorsun değil mi? Ve aslında yalnızlığı hiç sevmediği anlıyor sonra zihninin kapılarını dünyaya açıyor adına hayat denen acı tatlı olayların senin için bir anlam ifade ettiğini düşünüyorsun. Çünkü sen insansın ve aslında yalnızlığı hiç sevmiyorsun, sevemezsin. Belki yaşadığın sıkıntılardan kaçarak yalnızlığa yaslanıyor olabilirsin. Ancak bu kısa süreliğine bir kaçıştır ve sen bunun doğana uygun bir durum olmadığını anlar ve topluma yeniden katılırsın...
8 Kasım 2012 Perşembe
- Home
- seviyeli sohbet
- Hazin bir yolculuk
Hazin bir yolculuk
acemimemet 04:02 0 Comments
Yalnızlığı seviyorum diyorsun... Yalnız kalmak, insanlardan, şehrin gürültüsünden, araba seslerinden, kalabalık caddelerden, gökyüzünden, boylu boyunca akan denizden, topraktan karadan ve yaşadığım toplumdan uzaklaşıp, karanlık bir mahzene kapanmak ve kafamı dinlemek istiyorum diye ekliyorsun... Belli ki, yaşadıkların ya da yaşayamadıkların dünya ile arandaki o sıcak bağı zedeliyor ve sen artık hiç kimseye hiçbir şeye ümit bağlamıyor ve güven zincirlerini tek tek koparıyorsun. Peki bu doğru mu sence? Ya da bu mahzende ne kadar kalabilirsin? İstersen bunun küçük bir provasını yapalım ne dersin?
Şimdi, her şeyi dışarıda bırak ve o hayalini kurduğun mahzenin kapısını aç ve içeri gir. İçerde hiçbir insan hiçbir canlı ve hiçbir hayat belirtisi olmasın... Zihnini de boşalt...Yaşanmış olayları ve yaşanması muhtemel hayallerini de dışarıda bırak... Bırak kendini karanlığa... Hayata dair ne varsa dışarı at ve lütfen yasladığın duvara hiçbir el değmemiş olsun... Peki şimdi burada rahat mısın? Sanırım içeri girdiğin anda kendini biraz rahat hissettin değil mi? Acı ve ızdıraplarının sebebi olarak gördüğün bütün uyaranları dışarıda bırak ve hiçbir ses hiçbir insan hiç bir şeyin kapıdan içeri girmesine izin verme. Çünkü sen yalnızlığı seviyor ve yalnız kalmak istiyorsun. Sonra başını duvara yasla ve öylece bekle. Yalnızlığı yavaş yavaş solu ve neler hissettiğini anlamaya çalış... Sonra zihnini boşalt... Hatıraları bir bir at yere. Yaşanmış acı ve kötü olayları insan seslerini, sevdiklerini ya da sevmedikelirini, canlıları dünyayı eşyayı ve hayatla başlayan yolcuğunda sana eşlik eden canlı cansız bütün varlıkları lütfen kapıdan dışarı at sonra kapıyı kilitle... Şimdi ne hissettiğini anlamaya çalış... Bu şekilde ne kadar kalabilirsin? Ne kadar kaldırabilirsin bu hayatı? Ya da yaşamın ne anlamı kalır senin için? Büyük bir boşluktasın değil mi? Sonra yalnızlığın aslında hiç de sana göre olmadığını anlıyorsun. Sadece iyi şeylerin değil acıların dahi bir anlamı olduğunu hissediyor ve boğulmakta olduğun karanlıktan çıkmak için çaba gösteriyorsun. Bu hayatın fıtratına ne kadar uzak olduğunu bütün benliğinde hissediyor ve çıkacak bir yol arıyorsun. Acı yok, neşe yok, insan yok, gürültü yok, olgular yok, kavgalar yok, başarı yok, sevdiklerin yok sevmediklerin yok, iş yok meşgale, gelecek yok geçmiş yok... Böyle bir hayatın çekilmeyeceğini sende kabul ediyorsun değil mi? Ve aslında yalnızlığı hiç sevmediği anlıyor sonra zihninin kapılarını dünyaya açıyor adına hayat denen acı tatlı olayların senin için bir anlam ifade ettiğini düşünüyorsun. Çünkü sen insansın ve aslında yalnızlığı hiç sevmiyorsun, sevemezsin. Belki yaşadığın sıkıntılardan kaçarak yalnızlığa yaslanıyor olabilirsin. Ancak bu kısa süreliğine bir kaçıştır ve sen bunun doğana uygun bir durum olmadığını anlar ve topluma yeniden katılırsın...
Şimdi, her şeyi dışarıda bırak ve o hayalini kurduğun mahzenin kapısını aç ve içeri gir. İçerde hiçbir insan hiçbir canlı ve hiçbir hayat belirtisi olmasın... Zihnini de boşalt...Yaşanmış olayları ve yaşanması muhtemel hayallerini de dışarıda bırak... Bırak kendini karanlığa... Hayata dair ne varsa dışarı at ve lütfen yasladığın duvara hiçbir el değmemiş olsun... Peki şimdi burada rahat mısın? Sanırım içeri girdiğin anda kendini biraz rahat hissettin değil mi? Acı ve ızdıraplarının sebebi olarak gördüğün bütün uyaranları dışarıda bırak ve hiçbir ses hiçbir insan hiç bir şeyin kapıdan içeri girmesine izin verme. Çünkü sen yalnızlığı seviyor ve yalnız kalmak istiyorsun. Sonra başını duvara yasla ve öylece bekle. Yalnızlığı yavaş yavaş solu ve neler hissettiğini anlamaya çalış... Sonra zihnini boşalt... Hatıraları bir bir at yere. Yaşanmış acı ve kötü olayları insan seslerini, sevdiklerini ya da sevmedikelirini, canlıları dünyayı eşyayı ve hayatla başlayan yolcuğunda sana eşlik eden canlı cansız bütün varlıkları lütfen kapıdan dışarı at sonra kapıyı kilitle... Şimdi ne hissettiğini anlamaya çalış... Bu şekilde ne kadar kalabilirsin? Ne kadar kaldırabilirsin bu hayatı? Ya da yaşamın ne anlamı kalır senin için? Büyük bir boşluktasın değil mi? Sonra yalnızlığın aslında hiç de sana göre olmadığını anlıyorsun. Sadece iyi şeylerin değil acıların dahi bir anlamı olduğunu hissediyor ve boğulmakta olduğun karanlıktan çıkmak için çaba gösteriyorsun. Bu hayatın fıtratına ne kadar uzak olduğunu bütün benliğinde hissediyor ve çıkacak bir yol arıyorsun. Acı yok, neşe yok, insan yok, gürültü yok, olgular yok, kavgalar yok, başarı yok, sevdiklerin yok sevmediklerin yok, iş yok meşgale, gelecek yok geçmiş yok... Böyle bir hayatın çekilmeyeceğini sende kabul ediyorsun değil mi? Ve aslında yalnızlığı hiç sevmediği anlıyor sonra zihninin kapılarını dünyaya açıyor adına hayat denen acı tatlı olayların senin için bir anlam ifade ettiğini düşünüyorsun. Çünkü sen insansın ve aslında yalnızlığı hiç sevmiyorsun, sevemezsin. Belki yaşadığın sıkıntılardan kaçarak yalnızlığa yaslanıyor olabilirsin. Ancak bu kısa süreliğine bir kaçıştır ve sen bunun doğana uygun bir durum olmadığını anlar ve topluma yeniden katılırsın...
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Blogger tarafından desteklenmektedir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder