-->

25 Kasım 2012 Pazar

Münâcât (el-Hikem’den)

Münâcât (el-Hikem’den)

İbn Atâullâh el-İskenderî 



İlâhî! Zenginliğimde fakirim ben, fakirliğimde nasıl fakir olmam ki…



İlâhî! Bilgimde câhilim ben, bilgisizliğimde nasıl câhil olmam ki…



İlâhî! Tedbîrin değişken ve takdirlerin öyle süratle işler ki; Arif kullarını bağışta seninle sükûn buldurmaz, belâda da senden ümitsizliğe düşürmez…



İlâhî! Benden olan benim ayıplarıma layık, Senden olanlar Senin cömertliğine layıktır…



İlâhî!  Şu zayıflığımın varlığından önce Sen kendini lütuf ve merhamet ile vasfettin. Şimdi zayıflığımın varlığından sonra lütuf ve merhamette bulunmaz mısın…



İlâhî! Benden iyilikler zâhir olursa bu senin fazlındandır. Bu benim üzerimdeki iyiliklerindir. Şayet benden kötülükler zâhir olursa bu senin adâletindendir. Bu da benim üzerimdeki delillerindir…



İlâhî! Sen benim vekilim iken nasıl nefsimle baş başa kalırım…



İlâhî! Sen benim yardımcın iken nasıl haksızlığa uğrarım… Yahut Sen bana apaçık iken ben nasıl ümitsiz olabilirim…



Sana karşı fakirliğimle sana tevessül ediyorum…



Sen sana ulaşma mahalli iken Sana nasıl tevessül etmem ki…



Halim Sana gizli değil iken Sana nasıl şikayet edebilirim ki…



Sana sözümü nasıl tercüme edebilirim ki sözüm Senden ve Sana aşikâr…



Ümitlerim nasıl kırılır ki onlar Sana elçidirler …



Hallerim nasıl güzel olmaz ki Seninle ve Sana doğru kâimdirler…



İlâhî! Bilgisizliğimin büyüklüğüne karşın ne kadar lütufkâr, kötü fiillerime karşın ne kadar da merhametlisin…



İlâhî! Bana ne kadar yakınsın, ben ise Sana ne kadar uzağım…



İlâhî! Bana ne kadar şefkatlisin, Seni benden ne perdeleyebilir ki…



İlâhî! Eserlerinin çeşitliliği ve tavırlarının değişiklikleriyle anlıyorum ki benden isteğin, her şeyde seni bilmem ve senden câhil kalmamamdır…



İlâhî! Dilim ne zaman tutulsa alçaklığımdan, ne zaman çözülse keremindendir. Ne zaman ümitsizliğe düşsem vasfımdan ne zaman hırslansam iyiliğindendir…



İlâhî! Bir kişi ki iyilikleri dahi kötülük, kötülükleri nasıl kötülük olmaz… Bir kişi ki hakikatleri boş, davası nasıl boş olmaz…



İlâhî! Hükmün öyle nüfuz edicidir ve irâden öyle kâhirdir ki, ne söz ehlinde söz, ne de hâl ehlinde hâl bırakmıştır…



İlâhî! Nice tâatler bina ettim ve nice hâller kurdum, adâletin güvencemi yerle bir etti. Fadlın olmasaydı bu durumdan toparlanamazdım…



İlâhî! Sen beni bilirsin ki, tâat fiillerimin kesinliğinden değil muhabbet ve azimden dolayı devam etmiştir.



İlâhî! Sen kâhir iken ben nasıl azmedebilirim ki… Ve Sen âmir iken nasıl azmetmeyebilirim ki…



İlâhî! Ziyarette uzak olmaktan eserlerinde karar kılamadım, beni Sana ulaştıracak bir hizmette beni topla…



İlâhî! Varlığı sana muhtaç olan bir şey nasıl sana delil olabilir ki…



Senin olmayan, Seni göstermeyen bir zuhûr mu var ki, Senin gayrin için zuhûr olsun…



Ne zaman gizlendin ki Sana delâlet edecek delile ihtiyaç olsun ve ne zaman uzak oldun ki sana ulaşmak için eserlere ihtiyaç olsun…



Seni gözetleyici olarak görmeyen göz kördür… Senin sevginde nasibi olmayan kulun alış-verişinde ziyana uğramıştır…



İlâhî! Bana eserlere dönmemi emrettin, Nurlar elbisesiyle ve hidayet görüşüyle beni onlara döndür…



Öyle ki; Oradan sana dair olanlarla takılmayıp sana döneyim… Böylece sırrım bakıp kalmaktan korunsun ve ona güvenimle himmetim yükselsin… Şüphesiz Sen her şeye kâdirsin.



İlâhî! işte zilletim huzurundadır…



Hâlim sana gizli değildir…



Senin delâletinle, senden sana ulaşmak istiyorum…



Nûrun ile beni hidayete erdir… Huzurunda kulluğuna sadakatle durdur…



İlâhî! İlim hazinenden bana öğret… Korunmuş isminin sırrıyla beni koru…



İlâhî! Yakîn ehlinin hakikatleri ile beni de hakikatlendir… Cezbe ehlinin yollarına yönelt…



İlâhî! Beni tedbîrinle kendi tedbîrimden, tercihinle kendi tercihimden müstağnî kıl… Ve beni zorunluluk merkezlerinde durdur…



İlâhî! Kabrime girmeden önce beni nefsimin zilletinden çıkar, şüphe ve şirkten beni temizle…



Senden yardım istiyorum, bana yardım et… Sana tevekkül ettim, beni bırakma… Yalnız senden istiyorum, beni ümitsiz bırakma…  Fadlından istiyorum, beni mahrum etme… Büyüklüğüne dayanıyorum, beni uzaklaştırma… Kapında duruyorum, beni kovma…



İlâhî! Senin mukaddes rızân, senin illetine bağlı değildir, nasıl benim illetime bağlı olabilir…



İlâhî! Sen, Senin olan faydalarla Sana ulaşılmaktan zâtınla zenginsin… Benden nasıl zengin olmazsın ki…



İlâhî! Kazâ ve kadere mağlup oldum… Arzular şehvetin bağlarıyla beni esir etti..



Sen benim yardımcım ol ki, böylece bana yardım etmekle kendine yardım etmiş olasın… Ve fadlınla beni müstağnî kıl ki isteklerime boyun eğmeyeyim…



Sen, seni bilmeleri ve tevhid etmeleri üzere dostlarının kalblerinde nurlar doğuransın…



Ve Sen, senden başkasını sevmemeleri ve başkasına dayanmamaları üzere sevenlerinin kalblerinde diğerleri yok edensin…



Sen, Âlemlerle ürperterek onlara yakınlık kuransın… Ve işaretlerle apaçık göstererek onları hidayete erdiren Sensin…



Seni kaybeden neyi bulur ki… Seni bulan neyi kaybeder ki…



Senden başka bedele razı olan mutlaka kaybetmiştir. Senden başka dayanak isteyen ziyankâr olmuştur.



Sen ihsanını kesmezken Senden başkasından nasıl umulur ki…



Ve Sen nimet verme adetini değiştirmezken Senden başkasından nasıl istenir ki…



Ey huzurunda durdurarak sevdiklerine dostluk zevkini tattıran…



Ve ey izzetiyle izzetlendirerek dostlarına heybet elbiselerini giydiren…



Sen, zikredenlerden önce zikreden, kulları kendine yönelmeden önce bolca ihsan edensin…



Ve Sen, isteyenin istemesinden önce bağışta bulunan cömertsin… Ve Sen, karşılık istemeksizin bizlere bağışlayan, bağışçısın…



İlâhî! Merhametinle beni iste ki Sana ulaşayım…



İyiliklerinle beni cezp et ki Sana yakın olayım…



İlâhî! İtâatimde nasıl senden korkum gitmezse, isyanımda da senden ümidim kesilmez…



Âlemler beni sana döndürdü. Beni Sende durduran Senin keremindir…



İlâhî! Dileğim Sen iken nasıl başarısız olurum… Yahut vekilim sen iken nasıl aşağılanabilirim…



İlâhî! Beni zillet içinde bırakmış iken nasıl aziz olmayı isterim… Yahut beni kendine nispet etmişken nasıl aziz olmak istemem…



İlâhî! Sen beni fakirlik üzere tutarken ben nasıl fakir olmam ki… Yahut Sen beni cömertliğinle zengin kılarken ben nasıl fakir olurum ki…



Ve Sen ki, her şeye kendini tanıtan, her şey tarafından bilinen ve kendinden başka ilah olmayansın.



Ve Sen ki, her şeyde kendini bana tanıtan, her şeyde apaçık gördüğümsün. Ve Sen her şeyde zâhir olansın…



Ey Rahmân ismiyle arşa istivâ eden, âlemlerin arşında kaybolduğu gibi rahmâniyyetinde de arş kaybolmuştur. Eserlerle eserleri kaybettin, feleklerin nûruyla kuşatarak gayrini mahvettin…



Ey izzetinin otağlarında görmek isteyen gözlerden kendini perdeleyen…



Ey güzelliğinin mükemmelliğiyle tecellî eden… Tecellîsiyle sırların azametini gerçekleştiren…



Sen, zâhir iken nasıl gizli olursun… Yahut Sen gözetleyen ve hâzır iken nasıl gaib olabilirsin… Şüphesiz Sen her şeye kâdirsin.



Tek olan Allah’a hamd ederim.


Dini Sohbet


İslami Sohbet


Dini Chat


İslami Chat

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Blogger tarafından desteklenmektedir.