Acımasız İnsanlar
İyilikleri pek görmeyiz ama hatalar gözümüzden kaçmaz ve hemen bir mahkeme kurar, kararımızı veririz. Karşımızdaki kişi peşinen suçludur ve yargılanmalıdır... Mesela yakınlarınızdan biri vardır, Allah için iyi biridir, sevilir, insanların derdiyle dertlenir, cömerttir, yalanı hiç sevmez. Siz bu kişiyi bu hasletleri nedeniyle sever ve güvenirsiniz. Ama aynı kişinin küçük bir hatasını gördüğünüzde her şeyi unutur, eleştirmeye yerden yere vurmaya ve yargılamaya başlarsınız. Vicdanınız körelir ve daha düne kadar hakkında iyi şeyler söylediğiniz kişiyi hayatınızdan ve muhitinizden çıkarır en büyük düşman bellersiniz. Peki, parçalara bakmak yerine bütüne bakmayı deneseniz daha iyi olmaz mıydı? Ya da bu kişinin kötülüğü, iyi taraflarını görmenize engel midir?
Allah, günaha bulaşmış kişiyi tövbeye çağırıyor ve günahları affedeceğini haber veriyor. Allah insanı rahmetiyle kuşatıyor. Ey insan sen, eline küçük bir fırsat geçtiğinde bütün merhametini yitiriyor ve en yakınını dahi bir kaşık suda boğmaya kalkıyorsun.
Ne yazık ki, insanın böylesine acımasız ve yargılayıcı bir tarafı var. Bunda kişinin olaya ya da karşısındaki insana parçasal olarak bakmasının etkisi büyük. Yani siz onu, o an gördüğünüz hatasıyla yargılıyor ve bu kişinin bütününe bakamıyorsunuz. Halbuki parçaya değil de bütüne bakabilseniz, aynı kişinin güzel hasletlerinin de olabileceğini görecek ve adil bir şekilde değerlendireceksiniz. Ama siz sadece patolojik parçaya takılıyor ve orada kalıyorsunuz. Kötü dediğiniz insanların dahi iç dünyalarını eşelediğinizde, iyiliğe dair küçük kırıntılar görebilirsiniz. Zaten dinimiz de bu kırıntılara hitap ederek insanın iyi taraflarını öne çıkarmayı ve hidayete davet etmeyi tavsiye etmiyor mu? Tarihte, gayri insani tutum içinde olan bir çok kişi İslam'a tabi olup, iyilerden olmamış mıdır?
Hayatın da insanın da evrenin de bir bütün olduğunu görebilmek ve olaylara bu çerçeveden bakmak gerekir. Bunu yaparken de, affedeci, sevecen, sabırlı ve kuşatıcı olmaya ihtiyacımız var.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder