-->

4 Temmuz 2013 Perşembe

Allah Korkusu ve Tevbe

Bismillahirrahmanirrahim
Rabbimiz buyuruyor: “Yanılarak yaptıklarınızda size vebal yok; fakat kalplerinizin
bile bile yöneldiğinde günah vardır. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.” (Ahzab:5).
Din Allah (c.c.) korkusu temeli üzerine kurulmuştur. Ancak Allah (c.c.)’tan gereği gibi
korkanlar dinde samimî olabilirler. Çünkü Kur’an’a baktığımızda samimiyetin, Allah (c.c.)’tan
içi titreyerek korku duyan, sadece Allah (c.c.)’ın hoşnut olacağı tavra yönelen kişinin tutumu
olduğunu anlarız. Hiçbir şey samimî bir mü’mini amacından saptıramaz. Kıyamet günü
hesabını veremeyeceği bir şeye asla yanaşmaz. Rabbimiz âyetinde en hayırlı tavrın bu
olduğuna şöyle dikkat çekmiştir: “Binasını Allah korkusu ve rızası üzerine kuran kimse mi
daha hayırlıdır, yoksa yapısını yıkılacak bir yarın kenarına kurup, onunla beraber kendisi
de çöküp cehennem ateşine giden kimse mi? Allah zalimler topluluğunu doğru yola
iletmez.” (Tevbe:109).
Kur’an’a baktığımızda mü’minlerin asla hata yapmayan insanlar değil, aksine hata
yapan, ama hemen tevbe ederek bağışlanma dileyen insanlar olduklarını görürüz. Allah (c.c.)’a
karşı içi titreyerek bir korku duyan mü’min, yaşadığı her an, her tavrın en güzeline ulaşmak
için çaba sarf eder. Bu sırada unutup yanılabilir, yada hata yapabilir ki, Kur’an’da mü’minlerin
büyük veya küçük pek çok hataları anlatılmaktadır. Fakat asıl önemli olan yapılan hatadan
samimiyetle, bir daha asla yapmamaya karar vererek vazgeçmektir. İnsanın bir kere iman
edip, sonra hayatını hatasız, kusursuz geçirmesi zaten mümkün değildir. Dünya bir imtihan ve
eğitim yeridir. Dahası mü’min, hata yaptığında her defasında Allah (c.c.)’a karşı aczini fark
eder. Buna karşılık Allah (c.c.) Kur’an’da her türlü hatayı yapsa dahi pişmanlıkla, samimî ve
dürüst olarak tevbe eden ve davranışlarını düzeltenleri bağışlayacağını, affedeceğini vaat
etmiştir.
Hz. Ömer (r.a.) bir gün ağlayarak Resûlüllah (s.a.v.)’ın huzuruna çıktı. Resûlüllah (s.a.v.)
sordu: “Ya Ömer, neden ağlarsın?” Ömer (r.a.); “Ya Resûlüllah (s.a.v.) kapıda bir genç var,
öğle ağlıyor ki ciğerimi yaktı” deyince, Resûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ya Ömer, onu
içeriye al ve bana getir.” O genç ağlayarak içeri girdi. Resûlüllah (s.a.v.) ona sordu: “Ey genç,
niçin ağlıyorsun?” O genç; “Ya Resûlüllah (s.a.v.) günahlarımın çokluğundan ağlıyorum.
Gazaplı, Cebbar Allah (c.c.)’ın bana gazabından korkuyorum” dedi. Resûlüllah (s.a.v.) ona
sordu: “Ey genç, Allah (c.c.)’a şirk mi koştun?” Genç; “Hayır” deyince tekrar sordu: “Haksız
yere birini mi öldürdün?” Yine “Hayır” deyince Resûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Allah (c.c.)
günahları bağışlar, isterse yedi kat gök, yedi kat yer kadar olsun.” Bunu dinleyen genç şöyle
konuştu: “Ya Resûlüllah (s.a.v.), benim günahım yedi kat gök, yedi kat yer ve köklü dağlardan
da büyük.” Bundan sonra aralarında şu konuşma oldu. Resûlüllah (s.a.v.) sordu, o da cevap
verdi: “Günahın Kürsi’den de büyük mü?” “Evet, günahım Kürsi’den de büyük.” “Peki
günahın Allah (c.c.)’ın affından da mı büyük?” Genç; “Şüphesiz Allah (c.c.) en büyüktür.”
dedi. Peygamberimiz (s.a.v.): “O halde Yüce olan Allah (c.c.) günahlarını bağışlar dedi ve
devam etti. Şimdi günahını bana anlatabilirsin.” Bundan sonra genç anlatmaya başladı:
“Ben kefen soyucuyum. Yedi yıldan beri kabirleri açarım. Bir gün Ensardan birinin kızı öldü.
Gidip kabrini açtım. Kefeni soyup çıkardım. Az gittim, şeytan beni aldattı. Dönüp geldim.
Onunla nefsimi körelttim. Yanından az ayrıldım, o kız ayağa kalktı ve bana şöyle dedi: ‘Ey
genç, sana yazıklar olsun. Kıyamet gününün sahibi, Deyyan olan Allah (c.c.)’tan utanmıyor
musun? Ki O yarın mahkeme-i ilâhîsinde haksızlığa uğrayanın hakkını zalimden alacak. Beni
bu ölüler arasında çıplak bıraktın. Allah (c.c.)’ın huzurunda kirlettin.’ ” O genç sözünü bitirir
bitirmez Resûlüllah (s.a.v.) ürperdi. Ayağa kalktı. Bir yandan da başını sağa sola sallıyordu.
Sonra şöyle buyurdular: “Ey fasık, cehenneme öyle layıksın ki… Derhal buradan çık” dedi.
2
O genç çıkıp gitti. Tam kırk gece Allah (c.c.)’a yalvardı. Kırkıncı gece başını semaya kaldırdı
ve şöyle yalvardı: “Ey Muhammed (s.a.v.)’in, Âdem (a.s.)’in, Havva’nın Allah’ı, eğer ben
bağışlandıysam Hz. Muhammed (s.a.v.)’e ve arkadaşlarına bildir. Bağışlanmadıysam semadan
bir ateş gönder, beni yaksın. Ahiret azabından beni kurtar.” Bunun üzerine Cebrail (a.s.)
Resûlüllah (s.a.v.)’a geldi ve şöyle dedi: “Ya Muhammed, Selâm Sana. Rabbin de Sana
selâm eder.” Bunun üzerine Resûlüllah (s.a.v.): “Selâm Allah’ındır… Selâm Allah’ındır ve
selâm O’na döner” dedi. Bundan sonra Cebrail (a.s.), Resûlüllah (s.a.v.)’a Allah (c.c.)’ın emrini
bildirdi. Allahü Teâlâ (c.c.) soruyor: “Hakkı sen mi yarattın, ben mi?” “Hayır, beni de,
cümle hakkı da Allah yarattı.” “Onların rızkını sen mi veriyorsun?” “Hayır, onların
rızkını da, benim rızkımı da Allah veriyor.” “Onların tevbesini Allah mı kabul buyuracak,
yoksa sen mi?” “Hayır, onların tevbesini de, benim tevbemi de Allah kabul buyuracak.”
Cebrail (a.s.): “Allahü Teâlâ (c.c.) emir veriyor: O kulumun tevbesini tam ve halis tevbeden
sayacaksın. Ben de onun tevbesini kabul ettim.” Bundan sonra Resûlüllah (s.a.v.) o genci
çağırdı ve müjdeledi: “Allahü Teâlâ (c.c.) tevbeni kabul buyurdu.”
Yanlış yapılan şey ne olursa olsun, dürüstlükten ödün vermemeyi sağlayacak olanın
Allah (c.c.)’tan başka kimseden korkmamak olduğuna kesin olarak inanmalıdır. Şeytan, daha
çok insanlar arasında küçük düşme, adaletsizliğe uğrama, zarar görme gibi düşüncelerle insanı
samimiyetsizliğe sürükler. Oysa bu bir kuruntudur. Çünkü en önemli olan Allah (c.c.)’ın razı
olması ve affetmesidir. Dünyada da, ahirette de ceza ve mükafat yalnızca Allah (c.c.)’tandır.
Herkes hata yapabilir. Önemli olan hatırladıktan veya fark ettikten sonra bu hatadan dolayı
Allah (c.c.)’a tevbe edip vazgeçmektir. Telafi etmesi ve tavrını düzeltmesindeki titizlik, kişinin
samimiyetini gösterecektir. Hiç hata yapmayan bir insan olamayacağına göre, Allah (c.c.)’a
karşı en samimî ve en dürüst davranan, en üstün olacaktır. Rabbimiz buyuruyor: “Yine onlar
ki, bir kötülük yaptıklarında, yada kendilerine zulmettiklerinde Allah’ı hatırlayıp günahlarından
dolayı hemen tevbe-istiğfar ederler. Zaten günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir
ki! Bir de onlar, işledikleri kötülüklerde, bile bile ısrar etmezler.” (Âl-i İmran:135).
Samimî insan yapılan her hatada, Allah (c.c.)’ın karşısında aczini bir kez daha
hatırlayarak Allah (c.c.)’a daha kuvvetli yönelip döner. Çünkü hataları bağışlayacak olan
yalnızca Allah (c.c.)’tır, insan değil. Başka bir anlatımla; kişi hatası için Allah (c.c.)’a samimî
olarak tevbe ettikten sonra artık onun için insanların ne düşündüğünün hiçbir önemi yoktur.
İnsanların hakkında ne düşündüklerine önem veren, onların rızasının peşine düşen kişiler,
hatalarını örtmek uğruna yalanlar söyleyerek daha pek çok hatalara sürüklenirler. Oysa
gerçekten insanları kandırmış olsalar bile, Allah (c.c.) her şeyi bilmektedir.
Şunu kesinlikle unutmamalıyız ki, dürüst olmayan samimiyetsiz kişiler ancak
kendilerine zulmetmiş olurlar. Allah (c.c.) hiç kimseye gücünün üzerinde bir şey yüklememiş,
samimî olan kişilerin unutup yada yanılıp yaptığı tüm hataları ise bağışlayacağını vaat
etmiştir. Bu, inananlara Rabbimizin çok büyük bir müjdesidir. Bir âyette şöyle buyuruluyor:
“Allah her şahsı, ancak gücünün yettiği ölçüde mükellef kılar. Herkesin kazandığı (hayır)
kendine, yapacağı (şer) de kendinedir. Rabbimiz! Unutursak veya hataya düşersek bizi
sorumlu tutma. Ey Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır bir yük
yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği işler de yükleme! Bizi affet! Bizi
bağışla! Bize acı! Sen bizim Mevlâ’mızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et!”
(Bakara:286). Diğer bir âyet-i kerimede Rabbimiz buyuruyor ki: “Sonra şüphesiz Rabbin,
cahillik sebebiyle kötülük yapan, sonra da bunun ardından tevbe edip durumunu düzeltenleri
(bağışlayacaktır). Çünkü onlar tevbe ettikten sonra Rabbin elbet çok bağışlayan, pek
esirgeyendir.” (Nahl:119).
Yine merhametlilerin merhametlisi buyuruyor: “Kim bir kötülük yapar yahut nefsine
zulmeder de sonra Allah’tan mağfiret dilerse, Allah’ı çok yarlığayıcı ve esirgeyici
bulacaktır.” (Nisa:110).
3
ALLAH KORKUSU VE TEVBE -IIAllah
(c.c.) kullarına her türlü hata ve günah için geri dönüş imkanı tanımıştır. Allah (c.c.)
katında geçerli olan, yapılan hatanın küçük veya büyük olması değil, kişinin samimiyetidir.
Bu, şüphesiz mü’minler için çok büyük bir rahmettir. Kişi bağışlanmak istiyorsa, Rabbisini
bağışlayıcı olarak bulacaktır. “Yine onlar ki, bir kötülük yaptıklarında, yada kendilerine
zulmettiklerinde Allah’ı hatırlayıp günahlarından dolayı hemen tevbe-istiğfar ederler.
Zaten günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir ki! Bir de onlar, işledikleri kötülüklerde,
bile bile ısrar etmezler.” (Âl-i İmran:135).
Şu bilinmelidir ki, yapılan hata her ne olursa olsun, insanların zihinlerinde büyüttükleri
en büyük bir suç da olsa, arkasından gelen samimî bir pişmanlıkla, bağışlanma dileyerek
Allah (c.c.)’a içten yöneliş, kişiyi günah yükünden kurtaracaktır. Bir insanın Allah (c.c.)’a karşı
işlediği suçlardan samimî bir tevbe ile kurtulması bir anlık karara bağlıdır. Ve tek kurtuluş
yolu da bu tevbe yoludur. Rabbimiz buyuruyor: “Allah’ın kabul edeceği tevbe, ancak
bilmeden kötülük edip de sonra tez elden tevbe edenlerin tevbesidir; işte Allah bunların
tevbesini kabul eder; Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir. Yoksa kötülükleri yapıp
yapıp da içlerinden birine ölüm gelip çatınca “Ben şimdi tevbe ettim” diyenler ile kâfir
olarak ölenler için (kabul edilecek) tevbe yoktur. Onlar için acı bir azap hazırlamışızdır.”
(Nisa:17-18).
Siz de yaptığınız hata, günah ne olursa olsun hemen tevbe etmeyi ve Allah (c.c.)’tan af
dilemeyi sakın unutmayın. Her an ölümün size gelebileceğini ve bunun için de belki bir daha
fırsatınızın olmayacağını düşünerek şimdi tevbe edin. Rabbimiz buyuruyor: “Ancak tevbe ve
iman edip iyi davranışta bulunanlar başkadır; Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir.
Allah çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir. Kim tevbe edip iyi davranış gösterirse,
şüphesiz o, tevbesi kabul edilmiş olarak Allah’a döner.” (Furkan:70-71).
Velhamdü lillahi Rabbil Âlemin.

dini sohbet,islami sohbet

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Blogger tarafından desteklenmektedir.