-->

4 Eylül 2014 Perşembe

Kendine insan sanan sıfatlar

Kendine insan sanan sıfatlar etrafımıza bir dönüp baktığımız zaman bu yazımızın anlamını zaten göreceksiniz niye diyecek olursanız bizleri Rabimiz Nasıl yaratmışdır ve hanbgi sebeblerden biz insanlar vaar olduk Allahû Tealâ Bütün İnsanları, O'na Kul Olsunlar Diye yaratmıştır. Sevgili kardeşlerim! Allah’a sonsuz hamd ve şükrederiz ki; bir defa daha Allah’ın bir zikir sohbetinde Yüce Rabbimiz bizleri birlikte kıldı. İnsan ne için yaratıldı Cevap açık. Allahû Tealâ buyuruyor ki: 51 / ZÂRİYÂT - 56: Ve mâ halaktul cinne vel inse illâ li ya'budûn(ya'budûni). Ve Ben, insanları ve cinleri (başka bir şey için değil, sadece) Bana kul olsunlar diye yarattım. “Biz insanları ve cinleri başka bir şey için değil; Allah’a kul (abd) olsunlar diye yarattık.” Kul olmak, Allah’a ruhu teslim etmektir. Kul olmak, Allah’a fizik bedeni teslim etmektir. Kul olmak, Allah’a nefsi teslim etmektir. Kul olmak, Allah’a iradeyi teslim etmektir. İnsanın manevî hayatı Allah’a ulaşmayı dilemekle başlar. Ruhunuzu hayattayken Allah’a ulaştırmayı dilemek, kul olmanın giriş kapısıdır. Bu, 1. kulluktur. Takva sahibi olabilmenin başlangıç noktası Allah’a yönelmek (Allah’a ruhunu ulaştırmayı dilemek), münîb olmaktır. Cennet ile cehennem arasında tercihi siz yapacaksınız. Cennete sadece takva sahiplari girebilir. 30 / RÛM - 31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne). O'na (Allah'a) yönelin (Allah'a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın. 30 / RÛM - 32: Minellezîne ferrakû dînehum ve kânû şiyeâ(şiyean), kullu hızbin bimâ ledeyhim ferihûn(ferihûne). (O müşriklerden olmayın ki) onlar, dînlerinde fırkalara ayrıldılar ve grup grup oldular. Bütün gruplar, kendilerinde olanla ferahlanırlar. Allahû Tealâ diyor ki: “Kim Bana ulaşmayı dilerse Ben onu Kendime ulaştırırım.” 42 / ŞÛRÂ - 13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîh(fîhi), kebure alel muşrikîne mâ ted’ûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu). (Allah) dînde, onunla Hz. Nuh'a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm'e, Hz. Musa'ya ve Hz. İsa'ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah'a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O'na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır). İşte insan Allah’ın yeryüzünde yarattığı öyle bir mahlûktur ki; Allah’ın ruhunu taşımak yetkisinin sahibi olarak, kâinata hâkim olmak için yaratılmıştır. O hâkimiyet, Allah için hâkim olmaktır. İnsanın yaratılışında mevcut olan nefsi %100 afetlerle doludur. Allah’a ulaşmayı dileyen bir kişinin zikriyle nefsinin kalbine dolan %2 rahmet nuru, %98’e kadar yükselebilen fazl nuruyla insan, Allah için yaşayan bir mahlûk haline gelebilir. Veya Allah’a ulaşmayı dilemez, hiçbir değişikliği yaşayamaz; hayvanlardan daha aşağıda bir vasfın sahibi olur. Allahû Tealâ insanı Allah’a en çok lâyık olmak yetkisine sahip bir varlık olarak yaratmıştır. İnsan öyle safhalardan geçer ki; ruhunu, vechini, nefsini ve iradesini de Allah’a teslim ettiği zaman kalp gözüyle Allah’ın Zat’ını görebilir. İradenin teslimi Allah’ın Zat’ının görülmesi için bir kapıdır. Allahû Tealâ mü'min ile hak mü'mini birbirinden ayırıyor; Enfâl Suresinde diyor ki: 8 / ENFÂL - 29: Yâ eyyuhellezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi). Ey âmenû olanlar! Allah'a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir. “Ey mü'minler, Allah’a karşı takva sahibi olun ki; Allah size furkanlar versin ve günahlarınızı örtsün.” Kim Allah’a inanırsa, mü'mindir ama hak mü'min değildir. Hak mü'min, Allah’a ulaşmayı dileyen ve takva sahibi olandır. Bir insanın günahının örtülmesi, günahların sıfırlanması demektir. O kişinin gideceği yer mutlaka cennettir. Allah’ın koyduğu kanun odur ki; kimin kıyâmet günü sevapları günahlarından fazla olursa o kişi Allah’ın cennetine girer. Kimin günahları sevaplarından fazla olursa, o kişinin gideceği yer cehennemdir. Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin durumu için Allahû Tealâ diyor ki: 18 / KEHF - 105: Ulâikellezîne keferû bi âyâti rabbihim ve likâihî fe habitat a’mâluhum fe lâ nukîmu lehum yevmel kıyameti veznâ(veznen). İşte onlar, Rab'lerinin âyetlerini ve O'na mülâki olmayı (ölmeden evvel ruhun Allah'a ulaşmasını) inkâr ettiler. Böylece onların amelleri heba oldu (boşa gitti). Artık onlar için kıyâmet günü mizan tutmayız. “Kim Allah’a mülâki olmayı inkâr ederse onların amelleri boşa gider.” Yaratılmanız, bir manevî tekâmülü gerçekleştirmeniz içindir sevgili kardeşlerim. Allah’a mülâki olmayı dilemedikçe bu konuda hiçbir şey yapamazsınız. İşte şeytanın insanlığa en büyük tuzağı, Allah’a mülâki olma kavramını ortadan kaldırmasıdır. Kur’ân’da farz olan ve Peygamber Efendimiz (S.A.V) ile beraber bütün sahâbenin yaşadığı 7 safha ve 4 teslim; ruhun, vechin, nefsin ve iradenin teslimi tamamen devre dışı kalmış sevgili kardeşlerim. Allahû Tealâ’nın hepinizi hem cennet saadetine, hem dünya saadetine ulaştırmasını Yüce Rabbimizden dileyerek sözlerimizi inşaallah burada tamamlıyoruz. dini sohbet, islami sohbet,dini portal, islami portal, dini chat, islami chat,muhabbet,nur sohbet,nur chat,seviyeli sohbet,muhabbet sohbet,muhabbet,dinimuhabbet,chat,mynet sohbet

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Blogger tarafından desteklenmektedir.